banner

Geçmişten Günümüze Türk Devletleri

Ana Sayfa » Osmanlı İmparatorluğu » Geçmişten Günümüze Türk Devletleri
Paylaş
Tarih : 06 Ekim 2010 - 18:55

Türk Devletleri 1)Teokrasi : Hz. Peygamber ve onu izleyen dört büyük halifenin uygulamaları esas alınacak olursa, İslam devletinde “din – devlet işi” ayrımının yapılmadığı görülecektir. İslamiyet de din ve devlet işlerinin otoriteye bağlı olarak birlikte yürütülmesi “tevhid” ilkesine bağlanmaktadır. Devlet ve din işlerinde, Allah’ın kitabında belirttiği emir ve yasaklara uyulması halinde Allah’ın iradesi, dolayısı ile “tevhid” gerçekleşecektir
İslam devleti din ve devlet işlerini aynı organizasyon içinde toplarken, Batıda Hristiyanlık siyasi sistemin tamamen dışında örgütlenmiştir. Batı siyasi tarihinde kilise ile devlet arasında siyasi otoriteyi ele geçirebilmek için mücadele olmuş kilisenin siyasi hayatı denetimde tuttuğu dönemlerde “teokratik devlet” anlayışından söz edilmiştir.

Batı siyasi düşüncesinde “teokrasi” Tanrının egemenliği yada tanrı adına yürütülen egemenlik demektir. Teokratik devlette yöneticiler, tanrı tarafından görevlendirildiklerini, hatta onun yeryüzündeki gölgesi ve temsilcisi olduklarını söyleyerek otoritelerini güçlendirdiler. Teokratik devlette, yöneticilerin otoriteleri ilahi nitelikli ve sınırsızdır; Tanrıdan başka kimseye karşı sorumlulukları yoktur.(1)

İslamiyet öncesi Türk devletlerinde hakimiyet anlayışında “kut” mühim rol oynar. Kağan ünvanını yalnızca Tanrının göndermiş olduğu soy taşıyabilir. Han soyunun kutsal bir menşei vardır.(2) Kısacası Türklerde hükümranlığın karakteri “ilahi vazife” anlayışından dolayı “karizmatik” iktidar olarak kabul edilmiştir. Fakat oradaki şu mühim farklara dikkat edilmelidir : Karizmatik hakimiyete bağlı topluluklar umumiyetle dini cemiyetler olduğu halde ; Türk siyasi birlikleri dini vasıf taşımaz peygamberler veya veliler tarafından idare edilen Türk devleti yoktur. Ayrıca Türk hükümdarı insan-üstü varlık da sayılmamaktadır. Hem kendisi hem de halk onun normal bir insan olduğunun farkındadır.(3)

İslam devletinin teokratikliğine gelince : Eğer teokrasi ile Allah’ın peygamberleri aracılığı ile gönderdiği hükümlerin , Hz. Peygamberler ile ondan sonra gelen halife ve hükümdarlar tarafından devlet yönetimine uygulaması kastediliyorsa, bu anlamda İslam devletinin teokrasi olduğu söylenebilir. Yok eğer teokrasi ile, bir grup din adamının tartışılmaz egemenliği kastediliyorsa, İslamiyet de ruhban sınıfı bulunmadığından, İslam devletinin teokratik olduğu söylenemez. Halife, Papa ve Kardinaller gibi yanılmazlığı kabul edilen ilahi bir kişilik değildir. İslamiyet Allah’ dan başka ilah ve ilahi kişilik kabul etmez.

Abbasilerin son yıllarında önce Büveyhiler, sonra da Selçuklular siyasi otoriteyi ele geçirerek, hilafet makamını bir kısım dini törenleri yerine getiren bir tür ruhbanlığa dönüştürdüler. Bu yeni durum ile dini otorite ile siyasi otorite birbirinden ayrılmakla kalmayıp, siyasi otoriteyi temsil eden hükümdar aynı zamanda dini iktidarı da kontrolüne almış oluyordu. Sultanlar hem dini hem de siyasi otoriteyi ellerinde toplayarak Müslümanların manevi kişilik olarak saygı duydukları halifeyi memur statüsüne düşürmüşlerdi.

(1) Şükrü Karatepe ; “Devlet Yönetimi”, Osmanlı Dünyayı Nasıl Yönetti ; S.73-74
(2) Halil İnancık ; “Osmanlılarda Saltanat Veraseti Usulü ve Türk Hakimiyet Telakkisiyle İlgisi” ; S.B.5.D., S.74-75
(3) İbrahim Kafesoğlu ; Türk Milli Kültürü ; S.256
Osmanlı toplumunda egemen kitlenin dini olan İslamiyet’e devlet de bağlıdır. Gaza ideali çerçevesinde ilk kuruluş ve ilk örgütlenme döneminde çok etkili olan İslamiyet, hukuk sisteminin en önemli temellerinden birini oluşturmaktadır. Osmanlı hükümdarları, İslam hukukunu ülkelerinde uygulamak için titizlik gösterseler de müçtehid olmadıklarından günün ihtiyaçlarına göre İslam Hukuku’nu yorumlayamıyorlardı. Bu nedenle devlet işlerinin, en azından , en azından kamusal düzenleme ve faaliyetlerin şeriata uygunluğunu sormak üzere bir yüksek fetva makamı olarak şeyh-ül İslamlığı ihdas ettiler. Şeyh-ül İslamlar kural olarak, vezir-i azam tarafından atanır, ve görevden alınırdı. Böylece siyasi otorite, dini otoriteden daha üstün tutulmuştu. Ancak vezir-i azam’ ın azlinde veya tatilinde şeyh-ül İslamın fetvası alınarak da durum eşitlenmeye çalışılmıştır.

Klasik Osmanlı siyasi-idare sisteminde, ilmiye örgütünün başında bulunan şeyh-ül İslam ve örgüte bağlı kadı, müftü ve müderresler devletin maaşlı memuru idiler. Batıdaki kilise örneğinde olduğu gibi, ilmiye sınıfı siyasi iktidarın karşısında devleti yönetmeye talip alternatif bir güç niteliği kazanamadı. Siyasi iktidar her zaman dini otoritenin üzerinde, onun statüsünü tayin eden ve gerektiğinde ondan yararlanan konumunu sonuna kadar korudu. Klasik Osmanlı siyasi düzeninde din adamlarının hiçbir şekilde siyasi otoriteye egemen olmaları söz konusu değildir. Osmanlı devletinde siyasi iktidarla dini otoriteler arasındaki bu ilişki, Batı toplumlarındakinden çok farklı olduğu için bunu “laiklik” yada “teokrasi” gibi batılı kavramlarla izah etmek güçtür.

Osmanlı siyasi rejimi sadece dini gruplara tolerans tanıdığı için “laik” sayılamaz. Kamu bürokrasisi içinde din hizmeti yürüten örgütlenmelere yer vermesine rağmen; devletten bağımsız, siyasi iktidarı denetimi altında tutam bir ruhban sınıfı olmadığı için de “teokratik devlet” olarak tanımlanamaz. Fakat mutlaka batılı bir kavramla ifade edilmesi gerekiyorsa, din-devlet ilişkisi esas alınarak Osmanlı devletinin bir “yarı-teokrasi” olduğunu söyleyebiliriz.”(4)

2) Sosyallik :

Hiçbir zaman bir kişinin, ailenin veya bir zümrenin olmayan Türk devleti sosyla bir niteliğe sahiptir. Eski Türk devletlerinde hakan tarafından verilen “şölen” ziyafetlerine herkes katılırdı. Her yıl borçluların borçları ödenir, çıplaklar giydirilir, bey malları yağma edilirdi ki ülkede ne çok fakir ne de çok zengin bir tabaka oluşmazdı. İslam devletlerinde de sosyal dayanışma esastır. İslamiyet çalışmayı, helal kazanmayı, kazancı paylaşmayı, zekât ve sadaka vermeyi emreder. Kimseyi kimseye üstün tutmaz. Bu ilkeler Türk devletlerinin sosyallik özelliğine daha da kristalize etmiştir.

Devrin imkanlarına göre ülke tüm halkın kullanıp faydalanacağı yollar, köprüler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, vakıflar ile imar edilmiştir. Hükümdarlar her daim kendi tebalarını ve mazlum durumdaki tüm insanların haklarını korumuşlardır.(5) Toplumun her kesimi iyi organize olmuştur. Cemaatleşme fikri günlük yaşamda halk arasında var olduğu gibi iş hayatında da sıkı kaidelere bağlı “loncalar” bulunmaktaydı. Toprağın büyük çoğunluğunun mülkiyetinde ve memur-askerlerin denetiminde bulunması köylülerin sömürülmesini engellemiştir.

(4) Şükrü Karatepe ; a.g.e., S.77-86
(5) Niyazi ; a.g.e., S.196-200
Mustafa Kemal de gerek ulusal Kurtuluş savaşı sırasında gerekse devrim sonrasında ülkede aristokratik, ayrıcalıklı bir sınıf oluşmaması için “halkçılık” fikrini benimsemiş ve uygulamıştır.(6)

3) Adalet :

Türk devletlerinin ilk dönemlerden itibaren hükümdarlara yüklediği en önemli görevlerden biri iyi yasalar koymak, bu yasaları adaletle uygulamaktır. Çünkü toplum refahı adil bir düzen ile sağlanır. Türk toplumu da bu düzen için elverişlidir ; zira sınıf veya kast esasına dayanmaz. Adalet kavramı eşitliği özünde taşır. Sanık veya davacının sultan veya aciz bir kişi olması sonucu değiştirmez. Osmanlı padişahları, kendilerinin ilahi adalet ve düzenin temsilcileri olduklarını bilirlerdi. Bu nedenle adalet konusunda çok hassas davranırlardı.(7)

4) Liyakat :

Türklerde eski dönemlerden itibaren devlet hayatında liyakat önemli bir kavramdır.Tahta çıkacak kağan’ın bilge, akıllı, cesur, kahraman ve yüksek ahlâki değerlere sahip bir kişi olması gerekir. Hükümdar Kut’a sahip olmakla beraber, onun icabına göre hareket etmeli, liyakat göstermesi gereklidir. İslamiyet’ de doğuştan kimseye sıfat, unvan, imtiyaz, istisnai bir şeref hakkı verilmez, toplumda ancak hizmet ve liyakatle mevki, sıfat elde edilir. Türk İslam devletlerinde, yüksek kademelere genellikle medrese çıkışlı değişik mevkilerde liyakat’ ını ispat etmiş elemanlar getirilirdi. Osmanlıda da liyakatını ispat eden herkes, mevki, menşei ne olursa olsun, paşalığa, vezirliğe hatta sadrazamlığa yükselebilirdi.(8) Tarihte kurulmuş Türk devletlerinin burada izah ettiğimiz başlıkların yanında “hukukun üstünlüğü” gelenek, sınıfsızlık” gibi özellikleri de vardır.

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

banner

BENZER HABERLER

Diriliş ve yeni güçlü TÜRKİYE için EVET
Diriliş ve yeni güçlü TÜRKİYE için EVET

Artık türkiye olarak diriliş zaman yen anayasa ve yeni Türkiye için EVET  100 yıldır, bu ülkeyi avrupaya peşkeş çeken Sağır ismetin ataist

Şehidimiz J.Asb.Üçvş. Selçuk KARABAKLA
Şehidimiz J.Asb.Üçvş. Selçuk KARABAKLA

Nevşehir bir ŞEHİT daha verdi bu vatan toprakları için ne mutluki ŞEHİDİME mubarek mertebeye ulaşdı Cc “ALLAH” mekanının Cennet

Türkmen kardeşlerimize destek çıkalım
Türkmen kardeşlerimize destek çıkalım

Utanmamız gerekiyor, TÜRK milleti olarak Kobani kadar olamadık Türkmen kardeşlerimize sahip çıkmıyoruz herkes kaçıyor, memleketin okadar zngini

Facebook Hesabınızla Bu Habere Yorum Yapabilirsiniz

Yorum Yap

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz